21 Kasım 2024

Dua Bilinci Ne Demek?

Dua Bilinci Ne Demek? 


  İçinde bulunduğum akışı kontrol eden Allah azze ve celler. Konumumu, gelişmelerimi asıl düzenleyen O’dur. Benim için dilediği bir şey varsa başkası O’na asla engel olamaz. Dilemediği bir şey varsa da, başkaları onu asla veremez. Kul bu bilinçte olursa, o zaman hayatında yoğun bir biçimde Cenâb-ı Hakk ile dua ilişkisi kurulur. 


Prof. Dr. Hfz. Halis AYDEMİR 

17 Kasım 2024

Peygamberimizi (sav) Anmak

Rahmet İkliminde Peygamberi Anmak I 14.09.2024 I İnsan Vakfı Bursa


Dersten Kısa Notlar: 


-Cenab-ı Hakk’ın Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellemi

bu dünya sahnesine gönderdiği vaktin yıl dönümündeyiz


Bugünler, Rasulullah sallâllâhu aleyhi ve sellemi hatırlamak, O'nu konuşmak, O'nun dünyadan gelip geçtiği süreci yeniden paylaşmak ve müzakere etmek için iyi bir vesiledir.


-Rasulullah (s.a.v.)'in Siretini Öğrenmek

Hicret, Fetih, Bedir, Uhud gibi günleri vesile edinip Rasulullah (s.a.v.)’in siretini ve Cenab-ı Hakk’ın insanlara İslam'ı öğrettiği süreci öğrenmemiz son derece önemlidir.

"Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz?" (Hucurât, 16)

Cenab-ı Hak, dinini Hz. Peygamber’in başında bulunduğu bir süreçte Mekke’den başlatarak öğretmiştir, ta ki dinini tamamladığını söyleyene kadar.

"Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım..." (Mâide, 3)


-Kemâl Kavramı

Kemâl, en güzel ve olması gereken en mükemmel hâl demektir. Cenab-ı Hakk’ın, Rasulullah (s.a.v.) üzerinden dini öğrettiği süreç, hem denge hem de ölçü bakımından kâmil bir süreçtir. Bu sürecin içerisinde, Kadir Gecesi hariç, Mevlid, Miraç gibi diğer günler vesilesiyle Rasulullah (s.a.v.)'i ve geçmiş günleri müzakere etmek bizler için önemli bir edinimdir.


-Hz. Ömer Döneminde Takvim İstişaresi

Hz. Ömer'in başkanlık yaptığı dönemde, Müslümanlar kendi aralarında bir takvim oluşturulması gerektiğini istişare ettiler ve müzakere ettiler.


-Rasulullah (s.a.v.)'in Makamı

Rasulullah (s.a.v.), Allah’ın (c.c.) rasullerinden bir rasuldür ve emsalsiz değildir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Beni diğer rasullerin üstüne çıkarmayın. Benim Yunus bin Metta’dan (a.s.) üstün olduğumu söylemek hiç kimseye düşmez." Oysa O, herkese gönderilmiş ve O’nun dışında hiçbir peygambere bu makam nasip olmamıştır.


-Makam-ı Mahmûd

Rasulullah (s.a.v.), bu makamda olmasına rağmen ezanlar yükseldikçe, 'O'na vaadettiğin o Makam-ı Mahmûd’a erdir.' diye dua edilmesini istemiştir. Rasulullah (s.a.v.), haddini bilerek Makam-ı Mahmûd’u istemiştir. Bizler de ümmet olarak O'na bu makamı ulaştırması için dua etmeye devam edeceğiz.


-Rasulullah (s.a.v.)'in Haberleri

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasulullah (s.a.v.), ölmeye yakın bir zamanda şöyle buyurmuştur:

"Sizden öncekilerin peşinden iz iz, adım adım gideceksiniz. Onlar bir kelerin deliğine girseler, peşlerinden siz de o keler deliğine gireceksiniz."

O'nun bilgisinin vahye dayandığı o kadar açık ki, gelecekten haber vermiştir. Her vakit Cenab-ı Hakk, öncekilerin yoluna uymamamız için Fatiha Suresi'ni okutturmuştur. Onların yoluna gittiğimiz süreç bizim için bir risk yolculuğudur. Bu sebeple bu sürece çok duyarlı olmalıyız; zira onlar peygamberlerinin kabirlerini mescid edindiler. Bu risk yüzünden Nebevî Sünnet’i doğru hatırlamak ve sahih bilgi üzerinde kalmak zorundayız. Bilgide deformasyona rıza göstermenin hayata yansıması felaket olur.


-Rasulullah (s.a.v.)'in Şahsiyeti

Modern zamanın ve kıyamete kadar ki zamanın bir numaralı şahsiyeti Rasulullah (s.a.v.)’dir.

"(Kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resûlünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir, müşrikler hoşlanmasa da." (Tevbe, 33)


-Rasulullah (s.a.v.)'in Etkisi

İnsanlık tarihini en güçlü etkileyen, bir numaralı şahsiyet, Abdullah'ın oğlu Muhammed Mustafa (s.a.v.)’dir. O, Allah’ın Resûlü’dür. Cenab-ı Hakk’ın "Er-Rasûl, En-Nebî, El-Ümmî" dediği zattır.

"Allah’ın şehadeti buna yeter. Muhammedun Rasûlullah."

Çocuklara verilen isimler içerisinde en çok isminin alındığı şahsiyet Muhammed Mustafa (s.a.v.)’dir. 


Eğer bir kul, Rasulullah (s.a.v.)’ın ümmeti olarak Resûlünden aldıklarını öğrenmeye yüklenecek, sonra kendisinde uygulayıp eda edecek, daha sonra da diğerleriyle paylaşacak olursa, bulunduğu coğrafyalarda etki oluşturur.


Prof. Dr. Hfz. Halis AYDEMİR 

👇🏻👇🏻👇🏻

https://www.youtube.com/live/M3jonTvO_Fg?si=rBU1aqT6YuqGDJSs

Şahsiyet İnşası

Peygamber Efendimiz ve Şahsiyet İnşâsı | 04.10.2024 | Erzincan Müftülüğü 


Dersten Kısa Notlar: 


-Peygamberimiz (sav), Allah’tan (cc) vahiy getirdiğinde, gücün egemen olduğu koyu bir cahiliyye ortamı vardı. İran kökenli sahabe Selman-ı Fârîsi, içinde doğduğu ortamda insanların ve ailesinin "ateş kutsaldır" diyerek ateşe taptıklarını görmüştü. Mecûsîlik, ateşin kutsallığı üzerine kurulmuş batıl bir inanıştı. Selman-ı Fârîsi’nin ailesi, iyi bir mecûsî olsun, atalarının dinine muhkem bağlı olsun diye onu yetiştiriyordu.


-Fıtrata Vefalı Bir İnsan: Hz. Selman-ı Fârîsi

Hz. Selman-ı Fârîsi, fıtratına vefalı bir insandır. İnsanlar ikiye ayrılır: Fıtratına vefa gösterenler ve fıtratına vefa göstermeyenler.


Peki, fıtratımız nedir? Şahsiyetimizi oluşturan öz sermayemizdir. Saygın ve özgün kişilik, fıtratımız sayesinde oluşur.

Sizler hiçbir şey bilmez bir durumdayken Allah sizi analarınızın karnından dışarı çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler, kalpler verdi.” (Nahl 78)


-Bilgi ve Değerlendirme Yetisi

İçimizde bir bilgiyle dünyaya gelmedik ama dışarıdan bilgi alabiliriz. Dışarıdan aldıklarımızı içimizde saklayabilecek ve değerlendirebilecek bir yaratılışta yaratıldık. Demek ki Cenab-ı Hakk bizi dezenformasyona mahkum etmedi.


-Navigasyon Aracımız: Kalp

Cenab-ı Hakk, insanlara doğarken bilgi koymazken, iyi bir navigasyon aracı olan doğru ile yanlışı ayırt eden bir kalp vermiştir. İnsan, "Ben annem babam gibi olmayacağım." deyip başka bir yol seçerek farklı bir kişilik ortaya koyabilir. Bu, kalbiyle akledip değerlendirmesiyle mümkündür.


“De ki: 'Herkes kendi şakilesine göre hareket eder.' Rabbiniz kimin doğru bir yol tuttuğunu çok iyi bilmektedir.” (Nisa 84)


-İyilik ve Kötülüğü Ayırt Etme

Cenab-ı Hakk âdeta herkese iki yol açarken, “Benim istediğim hidayetim, senin iyisini yapmanı istememdir. Ama sen ısrarla kötüsünü seçersen kötü biri olursun ve bunu yaparken de bile bile yapmış olacaksın,” der. Çünkü Yaratan, kalp gibi bir organla iyiliği ve kötülüğü deşifre edecek bir hâlde insanı yarattı. Kalp, bedene bir taraftan kan pompalarken diğer yandan ruhsal odağımızda karar merkezimizdir.


“... Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalptir.” (Buhârî, Îmân 39)


-İrade Sahibi İnsan

Her insan kalp odağında irade sahibidir, mahkum değildir, son anda kararını değiştirebilir, iradesini şekillendirip başka yöne çekebilir. Allah (cc) bir kişinin şahsiyeti ve karakteri iyi ya da kötü yanı olgunlaşmadan canını almaz. İyiler artık iyide, kötüler artık kötüde karar kıldıklarında onların canlarını alır.


“Hayır! Daha önce gizlemekte oldukları şeyler apaçık önlerine çıktı. Geri gönderilseler bile, yine kendilerine yasaklanan şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar.” (Enam 28)


-Fıtratına Vefa Göster, Şahsiyetini İnşa Et!


Prof. Dr. Hfz. Halis AYDEMİR

👇🏻👇🏻👇🏻

https://youtu.be/_pzNVARO66I?si=jfpcknZf46cFmHjF

Ayetler ve Bilim Işığında Arz

Kur'an Ayetleri ve Bilimsel Veriler Işığında Arz - I - | 27.09.2024 | T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Uluslararası Sempozyumu 


Dersten Kısa Notlar: 


-Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de, bir yandan vahiy üzerinden konuşurken, diğer yandan yaratıklarına işaret etmiştir. İlk inen ayetler, 'Oku' diye yarattıkları üzerinden emreden bir hitap ile başlamıştır.


-Yaratılan insan ise bunları gözlemleyebilen, duyabilen ve duyduğu verileri kalbinde değerlendirebilen, bilgiye doğru yol alabilen bir varlıktır. İnsan, yaratılanlar içinde eşi benzeri olmayan bir varlıktır.


-Bu apayrı yanımızla, melekleri gıpta ettiren bilim yolculuğunda ilerliyoruz.


-“Arzda ve insanın kendisinde yakîn bilgiye ulaşmak isteyenler için ayetler vardır."(Zariyat 20)

Bu kitap, âlemle ilişkisi olan bir kitaptır. Kur'an'ın yedide biri arz ile ilgilidir.


-"Bizi göğü korunaklı bir tavan kıldık." (Enbiya 32)

Kur'an-ı Kerim'deki kevni ayetler lafzen açık ayetlerdir.


-Kur'an'ın nasıl anlaşılacağı ve nasıl bir din oluşturacağı, Rasulullah'ın (sav) hayatında karşılık bulmuştur. Ancak Kur'an'ın bilime ve kevne dair ihtiva ettiği bilgileri, insanın lineer yolculuğunda öğrendikçe keşfettiğimiz dinamik bir yönü vardır. "Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz." (Sad 88)


-Arz, Kur'an'da beşik olarak zikredilmiştir. Beşik durağan değildir; sağa sola hareket eden dinamik bir dengededir.


-Arz, dağlar ve bulutlar sürekli hareket halindedir. "Dağları görürsün, onları hareketsiz sanırsın. Hâlbuki onlar bulutların geçişi gibi hareket ederler." (Neml 88)


-Göklerin ve yerin birbirini kürelediğini açıklayan ayetler, ancak birinin gökten, uzaydan kuşbakışıyla bakmış konuşmasıyla anlaşılabilir. Goethe'nin şu sözünü hatırlamak gerekir: "Ya diyeceksiniz ki Muhammed Allah'ın (cc) kendisidir ya da kabul edeceksiniz ki bu kitap Allah'ın (cc) kitabıdır."


-Yeryüzü aynı zamanda eksiltilip durmaktadır. "...Biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz. O hâlde, onlar mı galip gelecekler?” (Enbiya 44)


-Biz yapılmış sistemi, yapanın adıyla okuyoruz; bilim ise sistemi yapanın adıyla okumaktan kaçınıyor ve sistemin kazara dengeye oturduğunu iddia ediyor.


Prof. Dr. Hfz. Halis AYDEMİR 

👇🏻👇🏻👇🏻

https://youtu.be/qeNTYxUTBuc?si=Ph3hg_EoCu3pSRK-

16 Kasım 2024

Aidiyet ve Sorumluluk Bilimci

Aidiyet ve Sorumluluk Bilinci | 21.8.2024 | Malatya 


Dersten Kısa Notlar: 


"Bugün, sizi ilk defa yarattığımız zamanki gibi yapayalnız huzurumuza geldiniz..."

(Enam Suresi 94)


-Yaratılışın Başlangıcı ve Sonu

Sizi annelerinizin karnındaki cenin hâlindeyken bilen O’dur; çünkü O yaratandır. "Yani biz sizin o zamanlarınızı da biliyoruz," diyor Cenab-ı Hak. Bu yüzden kendinizi temize çıkarmayın. Daha anne karnında cenin hâlindeyken yaratıldığımız o zamandan söz ediyor. Kişi annesiyle bile sonradan tanışıyor. Bu dünyaya gelirken bilmediğimiz bir ortama, meçhule geldik.


-Anne Rahminin Mucizesi

Kudsi bir hadiste Cenab-ı Hak, "Anne rahmine muhakkak ki ben sana kendi adımdan bir isim türettim," demiştir. Anne rahmi büyüleyici bir kapsül; oradan bir insan yaratıyor Cenab-ı Hak. Orası korunaklı, ısı ve ses yalıtımı olan muazzam bir yerdir.


-Kabir ve Rahim: İki Simetri

Ama kabir deyince ürküyoruz. Kimsenin gönüllü geleceği bir yer değil. Aslında kabir, rahmin simetriğinde duran bir yer. Rahimde dışardan gelen gıdaların cenine teşekkül ettiği El-Bari olan Cenab-ı Hakk’ın yaratmasıyla oluştuğumuz bir yer. Kabir ise bunun çözüldüğü yer. Toprağa dönüyoruz ki Cenab-ı Hakk’ın, "Sizi ondan yarattık, ve sizi tekrar ona iade edeceğiz. Ama bir kez daha sizi oradan çıkaracağız," (Taha 55) dediği yer orası.


-Gerçek Aidiyetin Kaynağı

Dolayısıyla öteden geldik ve buradaki herkesi sonradan tanıdık. Asıl aidiyetimiz buraya, bir kimseye olamaz. Asıl aidiyetimiz geldiğimiz varlığımızın kökeninde, yaratılışımızın merkezindedir. Kim yaratılışımıza hükmettiyse asıl aidiyetimiz O’dur. "İnna lillahi ve innâ ileyhi râciun" (Bakara 156).


-Kulluğun Gerçeği

Biz O’nun kuluyuz ve mülküyüz. Parmak ucumuzdan gözümüzdeki merceğe kadar her şey O’nun. Üstelik onları daha yeni yeni bir ilimle öğreniyoruz ve hiçbirinin kıvamını ve hesabını bile bilmiyoruz. O; ilim, irade ve bizi yaratan varlığımızın sahibi. Mevlâ; gerçek sahibimiz. O bizim Mevlâmız, o yüzden her gece yatmadan önce, "Sen bizim Mevlâmızsın," diyoruz.


-Sahiplik ve Minnet Bilinci

Olur ya, gün içerisinde şunu, bunu veya bir başkasını sahip sandıysak, minnet hissiyle bağlandıysak, berikine başka bir biçimde kendi irademizi ipotek altına düşürdüysek, hepsinden sıyrılmak üzere yeniden "Ya Rabbi, sensin bizim Mevlâmız," diye bunu tekrar ediyoruz günün sonunda.


-Dönüşün Gerçek Mevlâ’ya Olması

İnsan nereye aitse oraya dönecek. Cenab-ı Hak, "Onlar bize dönecek ve onların hesabını görmek bizim işimiz," dedi. (Yunus Suresi 23) Biz de diyoruz ki, "Şehadet de senin, kullar arasındaki hükmü verecek olan da sensin." Cenab-ı Hak, "Sonra onlar gerçek Mevlâlarına döndürülürler," dedi. (Enam 62) O bizim gerçek Mevlâmız; hayatta hiçbir kimse gerçek Mevlâmız olamaz.


-Aile ve Aidiyet

Anne babamız bile bizim gerçek Mevlâmız değil. Anne babamızı hayatta bizimle bir münasebette olmak üzere ebeveyn kılmış ve onlara karşı ihsanı emretmiştir. İhsanı emrediyor, o zaman onlar bizim Mevlâmız mı diye görmemiz için, söz kimde bitiyor, ona bakmak lazım. Çünkü kendisini sahip zannedenler "Ben bitti demeden bitmez," diyorlar.


-Gerçek Mevlâ’nın Sahipliği

"Onların o dünya hayatındaki maîşetlerini aralarında biz taksim ettik ve bir kısmını diğerinin derecelerle üstüne çıkardık ki, bazıları bazılarını tutsun..." (Zuhruf 32) Burada kimse kimsenin Mevlâsı değildir!


-Beşerin Sınırları

Bir kimse nasıl birine Mevlâlık iddia edebilir? Gerçek aidiyetini unutup da beşer altı bir konumda, bir başkasının kulluğuna girmiş olabilir mi? Bir kimse, patron ve haddini bilmeyerek işverenlerine, "Ben kime oy at dersem ona oy atacaksın, nasıl giyineceğini ben karar veririm, hatta eşinin nasıl giyineceğine ben karar veririm," derse o kişiye "Senin gerçek sahibin benim," demiş oluyor ki, Firavun da bunu söylemiştir: "Ben ne dersem o olacak!"


-Gerçek Aidiyet Bilinci

Eğer birisi ona, "Senin bu sözün Allah’ın olduğu yerde geçmez," "Allah’ın sözü en üstün olandır," "Bütün işler O’na döner," der ve giderse istiklalini elde eder. O, "Ben ancak ve ancak Allah’ın kuluyum," derse bu hâl, kulda gerçek aidiyet bilincinin dışa vurmasıdır.


-Allah’a İtaat ve Kulluk Bilinci

Cenab-ı Hak, kendi kulluğu ile anne babaya iyiliği eşleştirmişken, "Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı hükmetti..." (İsra 23) Bizim gerçek Mevlâmız Rabbimizdir. Eğer anne babamızın emriyle Rabbimizin emri çelişirse ne olacak? İşte gerçek Mevlâ’nın kim olduğunun ortaya çıkacağı yer orasıdır.


-Anne Baba ve Kulluğun Sınırları

Eğer var gücüyle sütünü koysa, saç telini karıştırsa, babalık haklarını bebeklikten saysa dahi, "Şayet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana var gücüyle dayatsa, o ikisine itaat etme." (Ankebut 8)

De ki, "Babacığım, anacığım, buraya kadar her dediğinizi yapmaya çalışırım ama Allah’ın yapma dediği bir şeyi bana yaptıramazsınız."


-Teslimiyetin Tek Adresi

Allah’ın yap dediği bir şeyi bırakıp, "Benim dediğim gibi yap" diye sizden isterlerse ve siz Cenab-ı Hakk’ın emrini bırakıp onlara itaat ederseniz, şirk koştunuz demektir. Buyruk, yeknesak bir biçimde, yegâne, bütünüyle Hak Teâlâ’ya aittir. Yaratma O’nundur, söz de O’nundur.


-Son Söz: Kulluğun Bilinci

Bir kimse size, "Cenab-ı Hakk’ın yapma dediği hususta benim dediğimi yapacaksın," diyorsa, "Ben senin Allah’ın olmak istiyorum, gel bana kul ol," demek istiyordur. Ona hayır diyeceğiz çünkü teslimiyet ancak ve ancak Allah’adır.


Prof. Dr. Hfz. Halis AYDEMİR 

👇🏻👇🏻👇🏻

https://youtu.be/39I5je4gQJQ?si=-zvMUhYt-EJw8z_4