03 Mart 2024

Rihle 2022 | 1.Ders | Konya

Rihle 2022 | İnsanın Anlam Arayışı | 1.Ders | 29.8.2022


Dersten Kısa Notlar: 


-Anlam arayışı, odaklanırsanız çıldırtıcı bir sorudur; tersinden söylersek anlamsızlık çıldırtıcıdır. Hayatın kişiyi oyalayıcı tarafı kırıldığında kişi bu çıldırtıcı soruyla karşılaşır ve birdenbire tükenmişlik sendromuna çekilir, onu intihara kadar götürebilir. 

   Nereye gidiyoruz biz? 


-Cenâb-ı Hak dedi ki; Biz yarattık, nasıl yarattığımızı niçin yarattığımızı söyledik. Nasıl yaşattığımızı ve de niçin yaşattığımızı söyledik. Sonra sürecin devamını söyledik, neler olacağını, sorumluluklarınızı söyledik. Bütün anlamı ifade ettik. Acayip olan bu değil; acayip olan hiç bir şey söylemememiz olurdu. 


-Araçlar amaçlara dönüştürülürse anlam arada kayboluyor, şuanda bizim yaptığımız bu. Şeytan bizi günler içinde oyalamalarla anlamdan uzak tutuyor. Kişi bu sefer ne kadar dikkatini dağıtabilirse o kadar mutlu olabildiğini söylüyor. 


-Bazıları tanrı yok, elçileri de yok diyor. Bunlar insanın anlam olsun diye kendi ürettiği bir şey, oraya sığınıyorlar diyorlar ve bunun mutluluk getirdiğini de kabul ediyorlar. Din afyon gibi kişiye psikolojik etkileri oluyor, diyorlar. Olay gerçekten böyle mi?


-Anlam kalıcı bir sonuçtur. Asla geçici bir şey anlam olamaz. Amaçla araç arasındaki fark birinin geçici diğerinin kalıcı olmasıdır. 


-Hayatta hep sonlu başlangıçlar yapıyoruz. Bizim sonsuz bir başlangıca ihtiyacımız var. 


-Yakîn bilgi demek; içinde herhangi bir şüphenin kalmadığı, insanı mutmain kılan kesin bilgi demek. Cenâb-ı Hak bizim anlam dediğimiz şeye yakîn adını veriyor. Aynı anda hem anlamsal değeri, hem kalıcılığı, hem keskinliğini ifade ediyor. 


-Oku! Arzı oku, semavatı oku, kendini oku.. Hayat önümüzde ayet ayet okunmayı bekliyor. 

  Niçin Cenâb-ı Hak bize doğrudan okutmuyor, niçin bu dolaylı okumaya mecburuz? Kendi Zâtını, kudretini okutmayı neden dolaylı yapıyor? Bu soru çok önemli. Bazı ateistler şöyle soruyor; “Madem tanrı var niçin kendisini bu kadar gizleme gereği duyuyor?”

  Allah azze ve celle bu temel sorunun cevabını bize varlığımızın temel esasından veriyor. Ki böyle olmalı, cevap da çok merkezi bir yerden olmalı. Cenâb-ı Hak buyurdu ki: “Şüphesiz biz emâneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onlar onu yüklenmekten çekindiler ve onun sorumluluğunu yerine getirememekten korktular. Ne var ki, onu insan yüklendi. Bunca kabiliyet ve nimetlerle donatıldığı halde yüklendiği emânetin hakkını veremeyen insan ne kadar zâlim, ne kadar câhildir.” (Ahzab-72)

   Bizler iradî varlıklarız. Cenâb-ı Hakk’ın Kendisi’ne muhatap olarak yarattığı, irade bahşedip ister misin diye sorduğu varlıklarız. Özel bir ortama girdik ve burası Cenâb-ı Hakk’a dair saygımızı veya saygısızlığımızı, sevgimizi veya sevgisizliğimizi gösterebildiğimiz bir ortam. Eğer bir şey yapacaksak sadece O’na duyduğumuz sevgiyle yapacağımız; korkunun, baskının olmadığı, cebrin olmadığı bir ortam. 


-“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”

(Araf-172)

  

Prof. Dr. Hfz. Halis AYDEMİR 

👇🏻👇🏻👇🏻

https://youtu.be/cl0bC-UUYdY?si=Y0nrgMg4WpYgLCYN


Rihle 2019 | 5.Ders | Konya

Rihle 2019 Konya | Hucurat Sûresi Tefsiri | 5.Ders | 26.9.2019


Dersten Kısa Notlar: 


-“Bedevîler, ‘İman ettik’ dediler. Şunu söyle: ‘Henüz iman gönüllerinize yerleşmediğine göre, sadece teslim oldunuz. Bununla beraber Allah’a ve resulüne itaat ederseniz yaptığınız hiçbir şeyi boşa çıkarmaz; Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.’”(Hucurat-14)


  Bedevîler (Çöldeki Araplar) küfürde ve nifakta ileriler, aşırılar. Günümüz dünyasına tezahür eden Arap figürü aslında Kur’an-ı Kerîm’in bahsettiği bu Bedevîler oluyor, yoksa medeni şehirli Araplar değil. Hz Peygamber’in etrafında ona destek olan muhacir ve ensarın karakteri farklı. Onlar Cenâb-ı Hak uğrunda samimiyetle, içtenlikle canını, malını feda etmiş kimselerdir. 


-İman eden kimse artık imana uygun yaşaması lazım. Allah azze ve celleye ve Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve selleme itaat ederseniz, Cenâb-ı Hak sizin amellerinizden hiç bir şeyi eksik etmez. İman kalbinize insin, içselleşsin. İşin özü bu, yol bu yoldur; amenna demekle olmuyor. Allah azze ve celleye ve Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve selleme itaatten kimler yan çiziyor?


-“Müminler ancak, Allah’a ve resulüne iman eden, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad eden kimselerdir. İçleri dışları bir olanlar işte bunlardır.” (Hucurat-15)


  Eğer şek varsa kulun sorması lazım. Sorup öğrenecek. İkna olacak. Şek ortadan kalkacak. Şek ile Mümin kalamazsın. Cenâb-ı Hakk’ın ayetleri her yerde dolu dolu; yağmur gibi yağıyor. Öğrenme yolculuğunda her şey bir ayettir. Kişi bu yolda olduğu sürece Cenâb-ı Hak ona öğretir yeter ki öğrenmekten yüz çevirmesin. Öğrenmekten bile bile yüz çevirirse işte o zaman imanını koruyamaz. Şek ve şüpheleri betonlaşır yani kalıcı hale gelir. Dolayısıyla kişide şek oluştukça hemen öğrenmeyle onu betaraf edecek. 


-“De ki: ‘Allah göklerde ve yerde olanları bildiği halde Allah’a dininizi öğretmeye mi kalkışıyorsunuz! Allah her şeyi bilmektedir.’” (Hucurat-16)


  Bırakın Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve selleme karşı bir şey öğretmeyi; Cenâb-ı Hakk’a din öğretecek kadar aramızda cüretkarlar var. Bu kadar hadsizler! Bu dini bize Allah azze ve celle öğretecek. 


-“Boyun eğmelerini sana bir iyilik yapmış gibi gösteriyorlar. Onlara şöyle de: ‘Boyun eğmenizi bana yapılmış bir iyilik saymayın. Eğer samimi iseniz (bilmelisiniz ki) sizi imana yöneltmekle asıl Allah size lütufta bulunmaktadır.’” (Hucurat-17)


  Müslümanlıklarını minnet edip duruyorlar. Yani biz geldik diye kendilerini nimetten sayıyorlar. İslam’ı kendilerine büyük bir nimet saymıyorlar da, kendilerini nimet olarak takdim ediyorlar. Dolayısıyla onların nazarında İslam bir değer değil, kendilerini değer sayıyorlar. Bu haddini bilmezlere Cenâb-ı Hak “Bize kendinizi satmayın.” Diyor. Gerçekten doğru sözlü olsanız, gerçek Müslim olsanız o zaman Allah size böyle iman gibi, İslam gibi büyük bir değeri lütfettiği için Allah’a siz minnet etmelisiniz. Yatıp kalkıp Cenâb-ı Hakk’a şükretseniz azdır. Sizin zaten bu yaklaşımınız sizi ele veriyor ki siz doğru sözlü değilsiniz. Doğru sözlü olsanız aslında şahısların değil nimetin İslam’ın kendisi olduğunu görürsünüz. 


-“Allah göklerin ve yerin gizlisini bilir. Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.” (Hucurat-18)

 Allah azze ve celle semâvâtın, arzın gaybını biliyor. Siz belki çevrenizdekileri aldatmaya kalkışabilirsiniz ama Allah azze ve celleyi aldatamazsınız. Nihayetinde Cenâb-ı Hak sizin hesabınızı görür. 


Prof. Dr. Hfz. Halis AYDEMİR 

👇🏻👇🏻👇🏻

https://youtu.be/_p1oonDPybs?si=C9TVWV4pcspyvYhc

02 Mart 2024

Rihle 2019 | 4.Ders | Konya

Rihle 2019 Konya | Hucurat Sûresi Tefsiri | 4.Ders | 25.7.2019


Dersten Kısa Notlar: 


-“Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; zira onlar kendilerinden daha iyi olabilirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler; çünkü alay edilenler edenlerden daha iyi olabilirler. Biriniz diğerinizi aşağılamayın, birbirinize kötü ad takmayın. İman ettikten sonra fâsıklıkla anılmak ne kötüdür.”(Hucurat-11)


 Birbirimizi aşağılamak, küçük görmek… Kardeşliğimizin başlıca problemi, bizi birbirimize düşüren ve sıkça başımıza gelen ve buradan bir niza, kavga çıkan bir karadelik adeta! Rengarenk değişiklikler var aramızda. Cenâb-ı Hak bunları yaratmış ve bu farklılıklar bize imtihan vesilesi, hiç birimiz bundan müstağni değiliz. Sesi güzel olanın kulağı kepçe olabilir, boyu uzun olanın yüzü çirkin olabilir. Kaşı güzel olanın burnu büyük olabilir. Allah azze ve celle bunları herbirimizde değiştirmiş. Sıfır kusur ile herkesi ayıplayacak biri yok zaten. 

  Allah azze ve celle bize kimseyi küçük görmemeyi işaret etti. Adamın kulakları kepçeyse onu yaratanın Cenâb-ı Hak olduğunu biliyoruz ama yine de kepçe kulak diyerek onu aşağılamak istiyoruz. Adamın zekası düşük ise bu zekayı bu düzeyde yaratanın Cenâb-ı Hak olduğunu biliyoruz, kişinin bir kusuru olmadığını biliyoruz. 

  

-Falanca şehrin adı anıldığında onunla ilgili belli istihzalarımız vardır, bazı şehirdeki insanları küçük görürüz. Ve bunlarla biz kendi içimizde birbirimizi ötekileştiririz. Öyle bir nesil yetiştireceğiz ki birbirimizi olanca farklılığımızla hoşgöreceğiz, seveceğiz. 


-Müslüman olmayan her topluluk ümmete namzet bir topluluktur. Onları biz ümmete davet edeceğiz. Müslüman bakış açısında bir; Allah azze ve cellenin hidayet ettiği ve ümmete dahil olanlar, diğeri de sırada bekleyenler var. Onlara mesajı ulaştırabilmek için canını bu uğurda harcayandır Müslümanlar. 


-Belki de küçük gördüğün kişi senden daha hayırlı olabilir! 


-Ahiretteki dereceler kalıcı ve açık ara üstünlükler olacak ve bu amellerimize göre olacak. Dolayısıyla planınızı buna göre yapın. 


-Fâsıklık ne kötü! İman öyle bir meziyettir ki kişi artık amacına Cenâb-ı Hakk’ı koymuştur. İman edip de fâsıklıkla anılmak ne kadar kötü şeydir. 


-Günahlar üzerinden de insanlar lakaplanamazlar, kimseyi günahlarıyla ayıplamamalıyız. 


-Başkasını küçülterek kendini güya büyültüyorsun!!! 


-“Birbirinizi öldürmeyin.” (Nisa-29)


-“Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan tiksinir!” (Hucurat-12)


  İnsanların niyetlerini okuma, kötü zanda bulunma, davranışlarına niyet atfetme. 

  Elinizdeki zanni bilgi hak ile çatışık ise hiç bir işe yaramaz. 


-Cenâb-ı Hak bütün çıplaklığımızla hepimizi biliyor. Birbirimizi setredelim de Allah azze ve celle de bizi setretsin ve mağfiret etsin, bizi cennetine alsın. Yoksa birbirimizi deşerek, birbirimizin arkasından çekiştirip gıybetini edersek bu ayeti kerimede Cenâb-ı Hak buyuruyor ki ölmüş kardeşimizin etini yemiş oluruz. 


-“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. (Hucurat-13)


 Farklılıklar bir iletişim kaynağıdır. Bir üstünlüğümüz varsa Allah azze ve celle katındaki değerimizdir. Yaradan hangimizi daha çok beğeniyorsa o üstündür, topal da olsa, şaşı da olsa, fakir de olsa fark etmez. 


Prof. Dr. Hfz. Halis AYDEMİR 

👇🏻👇🏻👇🏻

https://youtu.be/2cNyUQQdO7E?si=LfrAu_tcBzLR107Y

Rihle 2019 | 3.Ders | Konya

Rihle 2019 Konya | Hucurat Sûresi Tefsiri | 3.Ders | 24.7.2019


Dersten Kısa Notlar: 


-“Eğer müminlerden iki grup savaşırsa hemen aralarını düzeltin; ikisinden biri diğerinin hakkına tecavüz etmiş olursa -Allah’ın emrine geri dönünceye kadar- haksızlığa sapanlara karşı savaşın; dönerlerse aralarındaki anlaşmazlığı adaletle çözüme bağlayın ve herkese hakkını verin. Allah hakkı yerine getirenleri sever.” (Hucurat-9)


  Müminlerden iki tayfa savaşırsa aman sizler uzak durun, bırakın demiyor Cenâb-ı Hak, aralarını ıslah edeceksiniz diyor. Dolayısıyla bu sağduyu Müminler arasında müesseseleşmeli. Böyle sıkıntılar çıktığında o müessesedekiler oraya gidecek, meseleyi ıslah edecek, kim haklı kim haksız ayıracak. Cenâb-ı Hak, saldıran haksız olan tarafa karşı siz de savaşacaksınız emrini veriyor ayeti kerimede. Demek ki haklı bulduğumuz bir tarafa katılacağız. Demek ki biz böyle bir müessese oluşturabilirsek bu müessese Müminler toplulukları arasında bir kavga çıktığında bu kavgayı bir sonuca bağlarsa biz o sonuca artık uyacağız ve o sonuca uymada taraflar gönüllü değillerse güç kullanacağız. Yahut kendimiz gidip orada asker olabileceğiz, savaşacağız. 

 

-Islahattan bir sonuç alamadığımızda bu sefer savaşacağız. Karşı taraf vazgeçip barış isterse biz de barışa yöneleceğiz. Çünkü Cenâb-ı Hak buyuruyor ki barış daha hayırlıdır. 


-Adaleti sağlamanın yolu ölçüdür. Allah (cc) ölçü üzere adaleti tesis edenleri sever. 


-Müminler birbirine girdiğinde onlara karşı duyarsız, umarsız ve çaresiz kendi başına oturmak daha iyi bir şey değil. “Yesinler birbirlerini, ben dışarıda kalayım” diyemeyiz müdahale etmek durumundayız. 


“Müminler ancak kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız.” (Hucurat-10)


-Ayrı topluluk olsalar da, ayrı ırklardan olsalar da, farklı siyasi ve coğrafi muhitler de olsa Müminler kardeştir. Yani Müminlerin ülkeleri de devletleri de kardeştir. 


- Duyarsız olursak Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti de azalır. Biz biliyoruz ki her şeyi yaratan Allah azze ve celledir, veren de O’dur, alan da O’dur. O’nun kullarına yardımcı olursanız, ıslah ederseniz, duyarlı olup el uzatırsanız o zaman sizler de rahmete kavuşursunuz. 


-Kul kardeşinin imdadında olduğu sürece Allah azze ve celle de kulun imdadındadır. Neyi infak ederseniz Cenâb-ı Hak yerini doldurur. 


-Islahat sürekli iyileştirme sürecidir. Müminlerin sürekli bir vasfıdır. Kendimizi ıslah edici yönümüzden vazgeçersek gerileme, kötüleşme başlıyor ve Allah azze ve cellenin cezası da o zaman geliyor. 


Prof. Dr. Hfz. Halis AYDEMİR 

👇🏻👇🏻👇🏻

https://youtu.be/Kq9vIyD3JfU?si=Qi68eboXAwuwWnrs

01 Mart 2024

Rihle 2019 | 2.Ders | Konya

Rihle 2019 Konya | Hucurat Sûresi Tefsiri | 2.Ders | 23.7.2019


Dersten Kısa Notlar: 


-“Allah resulünün yanında seslerini alçaltanlar var ya, işte onlar, Allah’ın kalplerini takvâ hususunda sınadığı kimselerdir. Onlar için büyük bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.” (Hucurat-3)

  “Odaların dışından sana seslenenlerin çoğu kuşkusuz düşünemiyorlar.” (Hucurat-4)

 “Sen yanlarına çıkıncaya kadar sabredip bekleselerdi elbette kendileri için daha iyi olacaktı. Yine de Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” (Hucurat-5)


-Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem bir konuda hüküm verecekse Cenâb-ı Hakk’ın o konuda hükmü varsa hemencecik onu uygular. 


-Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve selleme sevgisi olmayanın saygısı da olmaz. Sevgi beğeni ile takdirle ortaya çıkar. Beğenmenin öncesinde ise tanıma lazım, tanımadan beğenemezsin. Bizim şuanda topluma monte ettiğimiz Rasûlullah sevgisi çoğu itibariyle hadisten,sünnetten, Rasûlullah’ı tanımaktan uzak bir dikte sevgi olduğu için ayakları yere basmıyor. 


-“Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmış fâsığın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın.” (Hucurat-6)

  Bilgece davranış ne kadar fâsık olursa olsun bir haber geldiğinde o haberi araştırmaktır. Çünkü olur da bu kez doğru söylüyor olabilir. O kişinin hakkına girmeyelim. Haber araştırılmaya değerdir, araştırılmalıdır. Bu ayette bize emredilen bu. 


-“Bilin ki aranızda Allah’ın resulü var. Çoğu konuda size uysa sıkıntıya düşersiniz.” (Hucurat-7)

  Cenâb-ı Hak bize bu ayette duygularımızı söylüyor. Sevdiğimiz bir şey bizim aleyhimize olabilir, sevmediğimiz bir şey lehimize olabilir. Cenâb-ı Hak demiyor ki siz bir şeyi araştırırsınız ilim yaparsınız ama yanlış çıkabilir dolayısıyla ilminize akletmenize hiç güvenmeyin, biz ne dersek onu yapın.. 

Cenâb-ı Hak hiç böyle bir şey demiyor. Diyor ki dikkat edin duygularınız iyi bir klavuz değildir siz çoğu zaman duygularınızla hareket ediyorsunuz. Aklederek yaklaşın çelişkiye düşmeyin. Duygularımızı zapt etmek zaman alır. Duygularımıza rağmen doğruyu yapmak çok zordur. Zamanla Cenâb-ı Hak bize imanı sevdirir, onu kalplerimizde süsler. Beklentimiz Cenâb-ı Hakk’ın duygularımızı doğrularımızın eşliğine vermesi. Sen gel doğruların peşinde yürü, duygularının değil. Böyle yaparsan Cenâb-ı Hak senin bu duygularını bu ibadetlerinle uyumlu hale getirecek, sevimli ve hatta arzulu hale getirecektir.


-Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve selleme itaati Allah azze ve celleye itaat sayarız. Çünkü Cenâb-ı Hak beğenmese Rasûlullah’ın içtihati bile olsa müdahale edip “olmadı,böyle yapmayın” derdi.


Prof. Dr. Hfz. Halis AYDEMİR 

👇🏻👇🏻👇🏻

https://youtu.be/dHU3IZ6j3w0?si=EHCzW4bq6Ez21O_a

Rihle 2019 | 1.Ders | Konya

Rihle 2019 Konya | Hucurat Sûresi Tefsiri | 1.Ders | 22.7.2019


Dersten Kısa Notlar:


-“Ey iman edenler! Allah ve resulünün önüne geçmeyin, Allah’a itaatsizlikten sakının! Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir.”(Hucurat-1)


  Önce Allah azze ve celle ne diyor ona bakın. Sonra Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellemin uygulamalarına, yaklaşımına bakın. Bizim bir konudaki düşüncemiz, yargımız; o konudaki bilgimiz kadardır. Allah azze ve celle ayetin sonunda diyor ki “Ben her şeyi bilirim.” Bizler bilmiyoruz Allah her şeyin doğrusunu biliyor, önüne geçmeyin. 

  “Şüphesiz ki bu Kur'ân, insanları en doğru ve en sağlam yola iletir.” (İsra-9)

   Cenâb-ı Hakk’ın hükümlerine bizim çalışarak, içtenlikle araştırarak yanlış dememiz sözkonusu değil. Cenâb-ı Hak Kitaba başlarken “İşte kitap; onda asla şüphe yoktur.” Dedi. (Bakara-2)


-“Seslerinizi peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyin, birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayın; sonra farkında olmadan amelleriniz boşa gider.” (Hucurat-2)

  Mesele sesin gürlüğün yükselmesi değil, sesin şiddeti meselesi değil. Mesele Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellemin hükmüne karşı kendi iddiasını yükselterek bastırma çabasıdır, bunu dayatmasıdır. 

  Cenâb-ı Hak tarafından bilgilendirilen ve yönetilen, vahiy alan biri Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem, dolayısıyla da onun meselenin doğrusunu bilmesi bizden fersah fersah öte bir sıralamada. Ona saygımızın da gereği olarak sözü ona bırakıyoruz. Sıralamayı iyice belleyelim diye Allah azze ve celle bize bu ayetleri verdi. Ayeti kerimenin sonunda Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve selleme karşı yapılacak saygısızlık sonucunda amellerimizin boşa gitmesi tehdidi var. Yani hiç farkında olmadan sermayesiz kalmak.. 

  Bazıları sanıyor ki Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve selleme saygı duyarak onu ilahlaştırıyoruz! Peki o zaman hudut nedir; yani Hz. Peygamber’e saygıyla muamele ile ilahlaştırmayı karıştırmamak için nasıl bir sınırımız olacak bizim? Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellemi canından daha evla seven bir kimsenin sözü ona bırakan, önce o söylesin düzeyinde kendi ayarı ve hududunu bilen bir yaklaşım ile hareket etmesi gerekmez mi? Allah azze ve celle “Allah’ın Resul’ünün dediği olacak” diyor “Çünkü o bizim adımıza konuşuyor. Bizim vahyettiklerimizi konuşuyor. Kendi beşeri hevası arzularıyla konuşmuyor.”

  Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellemin sünneti sadece şahsına duyulan bir aziz hatıra değil, Allah azze ve cellenin emridir. Bu ayetlerin hiç biri ne tarihsel, ne yöreseldir. Hepsi kıyamete kadar geçerlidir. 


Prof. Dr. Hfz. Halis AYDEMİR 

👇🏻👇🏻👇🏻

https://youtu.be/s51WlDw3AWg?si=FOffEOvA6WSwQG-_